Ne idüğü belirsiz
İnsanları keyifli bir ruh haline sokmanın başınıza gelen kötü bir şeyi anlatmaktan veya kişisel bir zayıflığınızı açıklamaktan daha başka yolları da vardır.
Schopenhauer

Her şey o kadar sıradanlaşıyor ki… (yaygınlaşan bi’ şey benim için sıradanlaşmıştır). Özel günlerimiz bile sıradan hale geliyor. Doğum günü kutlamaları, ilişkinin yıldönümü kutlaması adına çıkılan yemekler, düğünler… Artık bunların hiçbirinde kendimi özel hissetmeyeceğim hissine kapılıyorum. Doğum günüm gelse kutlamak gelmiyor içimden, yıldönü diye erkek arkadaşla çıkılan romantik bi’ akşam yemeği yemek çok sıradan geliyor, ve düğünler yüzünden (evlenecek olursam bi’ gün) düğün yapmak gereksiz geliyor.

Her şey sıradanlaşıyor, biz sıradanlaşıyoruz, yaşam sıradanlaşıyor… Sıradanlaşmayan tek şey hissettiklerimiz gibi görünüyor şu an. Onu da yakında tektipleştirmenin bi’ yolu bulunur eminim.

Böyle bahçesi olan bir evim olsa. Ama içimde de bu bahçe gibi Ege esintisiyle ılık bir huzur olsa…

Böyle bahçesi olan bir evim olsa. Ama içimde de bu bahçe gibi Ege esintisiyle ılık bir huzur olsa…

Yaşamak ve bu dünya gittikçe katlanılmaz hale geliyor. Ölmemeye çalışıyoruz, ölüm bizi korkutuyor oysa yaşamak daha korkunç, bilmiyoruz.

Bence insanların kıskançlık duyguları alınmalı. Ancak o zaman sizi olduğunuz gibi görebilirler çünkü.

“Çok acıyor mu?” diye sordu Atréju.

“Yoo,” dedi ikinci kabuk cini, göğsü delik olan, “hiçbir şey hissedilmiyor. Yalnızca bir tarafın eksliyor işte. Buna bir kez yakalanınca da her gün biraz daha eksiliyorsun. Yakında hiç kalmayacağız.”

Facebook’ta nerede olduklarını yazanlara sesleniyorum; “Ali is @ tuvalet”, “Ali is masturbating with ‘A Pornstar’s Dairy‘“de yazın zira böyle anlarda ne yaptığınızı bilmeyince kayboldunuz filan zannediyorum içimi bi korku kaplıyor.

Dün gece rüyamda İsrail bize savaş açmış. Ankara başkent olduğundan Çankaya’dan başlamışlar bombalamaya. Biz de evden Çankaya tarafını görüyoruz, bizim buralara ne zaman gelirler acaba şeklinde ölümü bekliyoruz. Evden çıksak olmuyor, evde beklesek olmuyor.

Sonra bi an aklıma hayallerim geliyor. Kendi hayatımı, hayallerimi yaşamadan ölüp gideceğim diye düşünüyorum. Bir de o geliyor aklıma. Onunla geçirmeyi hayal ettiğim onca yıl yalan olacak diyorum. Sonra birden bu düşüncelerden sıyrılıp yine kendimi harele gürele ölümden kaçarken buluyorum.

Bu rüyayı niye mi anlattım? Rüya değil gerçek olduğu için. Rüya ama birebir hayatımla örtüştüğü için gerçekliği olduğu için. Ölmeden hayallerini gerçekleştiremeyen “ben”i izlediğim için ve hala bu “ben”in hayallerine ulaşmak için hala kılını kıpırdatmadığını gördüğüm için. Blogumu her açtığımla kendimle yüzleşmek için…

-Sanırım çıkmış olduğu bu yolculuk onu ölüme götürüyor.
-O da bundan korkuyor ama yoluna devam ediyor.
Yerdeniz Büyücüsü, Ursula K. Leguin
Düşünmemek için üç beyazdan uzak dur: Tavan, bulut, kağıt.
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Blackmore’s Night- Ghost of a Rose


Bu şarkı tek bir kişiye gidiyor ve gizli gizli bloğumu okuyorsa eğer o talihli kendini biliyor ;)

The valley green was so serene
In the middle ran a stream so blue…
A maiden fair, in despair, once had met her true love there and she told him…
She would say…
“Promise me, when you see, a white rose you’ll think of me
I love you so,
Never let go,
I will be your ghost of a rose…”

Her eyes believed in mysteries
She would lay amongst the leaves of amber
Her spirit wild, heart of a child, yet gentle still and quiet and mild and he loved her…
When she would say…
“Promise me, when you see, a white rose you’ll think of me
I love you so,
Never let go,
I will be your ghost of a rose…”

When all was done, she turned to run
Dancing to the setting sun as he watched her
And ever more he thought he saw
A glimpse of her upon the moors forever
He’d hear her say…
“Promise me , when you see, a white rose you’ll think of me
I love you so,
Never let go,
I will be your ghost of a rose…”

I can fly,

But I want his wings.

I can shine even in the darkness,

But I crave the light that he brings…

Ben anlamıyorum, bir beni aydınlatsın. Bu sabah ezanlarını başka bi imam mı okuyor?

Yoksa imam efendi böylesine bir ses tonuyla “Uyanın lan yoksa cayır cayır yanarsınız ben size diyim” imajı mı yaratmaya çalışıyor? Küçükken yorganın altında tirtir titrerdim sabah ezanında es kaza uyanırsam, eşek kadar oldum şimdi inanç filan da kalmadı uykudan da uyanmadım hala korkuyorum anasını satıyım… Hödö hödöööööö de hödö hödöööööö diye okuyor çünkü hem de en korktuğum alacakaranlıkta! Galiba havanın aydınlanmasını beklemek zorundayım. Evet ben 25 yaşında bir “kız çocuğuyum” ve şu anda evde ben hariç 4 kişi daha var (3 yetişkin, 1 ergen), buna ne demeli?

Kocaman açardı o ağzını mutlu olunca

Götürürdü beni 80li yıllara öyle anlarda

Kısa lacivert şortu, biri uzun biri kısa çorapları

Gömleğinin üstünde ise pantolon askıları

Ne de tatlı bakardı yaşını ele veren çocuk suratlım!

Ne de olgundu yaşını ele veren çocuk yüreklim!

Kısardı gözlerini kızdığında bana

Götürürdü beni ondan çok uzaklara

Ağır sesi, çatık kaşları

Ruhunda ise sanki bir başkası

Ne de alımlıydı içini ele veren ketum suratlım!

Ne de sertti kederini ele veren yumuşak yüreklim!

Ve o, bu sempatik, hırçın, kırılgan, nemrut kızındı!

Onun olmaya devam etmeliydi…

Etmeliydi ki her gün mısralar dökülsün parmaklarından,

Her gün onların, her gün şiirlerin olsun…